Gepetto Usta
Blog’uma koymak için doğru düzgün bir fotoğrafçı arıyordum. Hani şu sürekli kızların üstüne elbise getirip iki bacak hareketiyle izleyicinin ilgisini çeken türden değil de, hakkaten tarzı, renkleri, hissiyle beni saatlerce web sitesinde dolaştıracak cinsten. Biri “Emre Güven’e bak bir” dedi. “O da kim?” dedim. “Emre Güven işte. Yaz emreguven.com, bak” dedi. Kasıla kasıla iPhone’umu çıkarıp adamı google’ladım. Yüzümdeki utanç ifadesini saklamak için ışıktan ters tarafa oturuyor olmamın hiçbir yararı olmadı. Emre Güven ne adammış meğer!
Bilkent Üniversitesi grafik tasarım bölümünden mezun olup da, Kanada’da video eğitimi almış, sonra da utanmadan gelip İstanbul’da fotoğrafçılığa başlamış olmasını tesadüf değil, karşı konulmaz zeka olarak tanımladığımdan haset ve kıskançlık duygularını bir kenara atıp sitesini incelemeye başladım.

O ne renk skalası, o ne duruş, onlar ne photoshop efektleri. Herhangi bir kadını alıp şeytanla melek arasında gezinip duran bir Jenne d’Arc’a dönüştürebilen yeteneği, babannemi Stephan King romanlarındaki katillere benzetebilecek kadar inanılmaz. Kadınları tanrıça, adamları ilah, hatta odadaki eşyaları bile nefes alan canlılara çevirebiliyor Emre Güven. Daha az önce siteye göz ucuyla bakan arkadaşım, hızla yerine doğru koşarak renkli printer konutuna bastığından beri makineden çıkan on yedi kağıt saydım. Adamın fotoğrafları evin her köşesine dağılmış kırık dökük çerçeveleri Pinokyo’ya dönüştürecek.
Çalıştığı dergiler arasında Harper’s Bazaar, Beymen Magazine, Arena, All, Madame Figaro, Elle, İstinye Park Magazine, Marie Claire, gibi isimler var. Ayrıca Fizz ve Boyner mağazaları için de sıradışı çekimler yapıyor. Emre Güven’in işleri pasaport engelini aşıp dünyayı fethedicek kadar iddialı. Yakında onu Vogue sayfalarında ya da Prada çekimlerinde görüyor olacağız. Bahisler açıldı.

bir yorum yazın