Küçük Londra

Hayallerin peşinden kovalamak gerekiyor. Bunun için de önce istifa mektubu, ardından da sonu belli olmasa da, bir plan. PPT olan türden değil, hayatınızı değiştirecek olandan.
Pınar bunu yaptı. Birileri ona “deli nereye gidiyosun işi gücü bırakıp” dedi, diğerleri arkasından ittirdi. Pınar da kimsenin dediğine aldırmadan evi, tası, tarağı, kıyafeti, kitabı toplayıp Londra uçağına kuruldu. Ekonomi sınıfından tek yön bilet.
2008 Ekim ayından beri Londra sokaklarında gezmediği dükkan, bakmadığı galeri, denemediği cafe kalmadı. Bir planı vardı, harfi harfine uyguladı.
Arada sabırsızlığıma yenik düşerek “Hadi Pınar ne zaman bu iş oluyor?” mesajları da attım, Londralı olduğu için kendisini bol keseden de kıskandım.
Uzun lafı kestirirsek sekiz ay geçti ve site açıldı. http://www.londonhopping.com/
Londra’da yaşayanlar yazsın, gidecek olanlar da parmak tıklasın.
İngiliz hasta

Pazartesi. Sendromssuz olandan. Çünkü bugünün cumartesiden farkı yok. Yine bol rüyalı bir gecenin sabahına uyanılmış. Tek fazlası gecenin ikisinde bastıran diş ağrısı. En kısa sürede bir randevu alınıp, aylardır tamamlanamayan işler bitirilmeli. Her gün lens takmaktan kurtulmak için gözlük edinilmeli. Kısa sürede mahallede ucuz bir kuaför bulunmalı. Bunlar buzdolabına değil, aklımdaki yapılacaklar listesine yazılanlar.
Sıradan bir öğle arası. Facebook’ta gelen mesajlar okunuyor. Yarısı üye olduğum gruplardan, kalanı toplu yazışmalar. Bu sırada yavaş internet bağlantım dönerek mailime bağlanma çabasında. Yetmiş saniye sonra altı yeni maille karşımda duran sayfa.
Hemen ikinci sırada gördüğüm sonu .uk ile biten maile tıklıyorum. Yine “hemen Londra’ya taşınmalıyım” hissini tetikleyen bir dergi. http://www.thelovemagazine.co.uk/. Condé Nast üretimi. Yılda iki sayı çıkaran bir dergi. Sitesi bile hayranlık verici.
Londra muhabiri bildiriyor

Deniz Londra’ya gitti. Kasım ayının sonlarında bir gün. Hepimiz de onu uğurlamak için arabaya atlayıp Ankara’ya yollandık. Hava, biz, neşemiz, içkilerimiz güzeldi. Gece sabaha yaklaştığında otoparkta vedalarımızı ettik.
Deniz 5-6 aydır Londra’da yaşıyor ve onu çok kıskanıyorum. Kendisine cezaya kalan Bart gibi defalarca bunu yazarak belirtmiş olduğum için buradan açıklamakta da bir sakınca görmüyorum.
Az önce g-mail’den konuştuk. Hava 20 derece, öğle yemeğine 15 dakika.
Kendisi programını aynen şu şekilde birdirdi:
http://www.itsu.co.uk/’dan sushi’ler alındıktan sonra parka gidilir. Çimlerin üzerinde iki saat yayılınır. Sevgiliyle muhabbet edilir, sevgili öpülür, sevgili mutlu edilir. Sonra yeniden işe dönülür. Toplantı, dosya, konferans konuşma, g-mail, e-mail, web mail, telefon, çay, su, tuvalet, mendil, çekmece, kalem ardından, altıya doğru işten çıkılır. İlk metroya binilir. Eve gelinir. Yemek, makyaj, kıyafet karmaşaları satlatılıp, içinde bulunduğu moda bağlı olarak
http://www.plasticpeople.co.uk/
http://www.foundry.tv/index.html
http://www.dreambagsjaguarshoes.com/temp/
adreslerinden birinde elinde birayla geceye başlanılır. Takip etmek isteyenler için fotoğraflar yarın facebook’ta.
Lekeli manzara

Sabah kalk. Ya da dur. Akşam yat. Rüya gör. Dinlenmek yerine vücudunu daha da yor. Sabah uyan. Saati durdur. Bir daha çalana kadar bekle. Yanında duran kitabı al. Akşam kaldığın yerden devam et. Telefonu cevapla. Bir duş al. Dişlerini fırçala. Dolabı aç. Kararsız kal. Dolabı kapat. Su kaynat. Kaynayan suya bir poşet çay at. Salona geç. Bilgisayarı aç. Müziği aç. Işıkları aç. Televizyonu aç. E-maillerini, facebook’unu, msn’ini aç. Mesajları oku. Mesajları yanıtla. Uzun zamandır bekleyen ve cevap vermediğin o mesajı bir daha oku. Mesajı kapat. Çayını bitir. Ucuz biletleri kontrol et. Vizenin son gününü kontrol et. Londra havasını kontrol et. .uk ile biten siteleri keşvet. Birine tıkla. http://deepsleep.org.uk//contents.php içinde yarım saat geçir. Dolabı aç. Bir dilim ekmek çıkar. Ekmeği kızart. Perdeleri aç. Güne başla.
Yeşil dudak, sarı far
Londra’da ekolojik trendleri yakından takip eden bi kozmetik dükkanı var. Content Beauty/Wellbeing’den alacağınız bütün ürünler doğa dostu, ozon tabakası arkadaşı, dolayısıyla bizim de cildimizi seviyor. Bir arkadaşımın aldığı yüz temizleme kremini kullandım, marketlerde satılanları derhal çöpe attım. Fiyatlar tabii ki yükseklerde geziniyor ama en azından aldığınız ürünlerin çevreyi seveceğini biliyorsunuz. Content Beauty/Wellbeing’de Uma Thurman ya da Kate Moss karşınıza çıkarsa kullandıkları kremi sormadan geçmeyin.
14 Bulstrode Street, Londra
http://www.beingcontent.com/
Patlak boru fotoğrafçısı
Moda, tasarım, mimari fotoğraflarında çok başarılı olsa da Henry Bourne’ün adı şehir fotoğrafçıları arasında üstlere yerleşiyor. Fotoğraflarında insansız hayatın, düzenin, sokakların, evlerin sıradanlığını ve yalnızlığını sergilemeyi seviyor. Boş bir buzdolabı, ya da kırık dökük lavabolar onun stiline oldukça uygun. Bourne felsefesi hakkında sorulan sorulara, “aslında insanın olmadığı her karede bile onun nefesini hissedebilirsiniz.” cevabını veriyor. İşleri kısa bir süre için Londra, 1-5 Exhibition Road’da. Orda yakalayamazsanız belki kendi sitesine bir göz atmak istersiniz.
23’e kadar uyu, 1’den sonra kapındayız!
Gece kulübü gurusu Freddie Frampton ve iç mimar Paul Daly bir araya gelip, dökülmekte olan bir binayı adam etmeye karar verirler. Amaçları Londra’nın sabah 1′den sonraki gece hayatını ele geçirmektir. Başlarda kimse onlara inanmaz ama Vendome Mayfair kısa sürede parıldar. Mor ışıklarla patlayan dans pisti, tasarım ödülleri alan tuvaletleri ya da 70′lerin yüksek sound’ları, nedeni her neyse, adamlar bu işi başarır. Mutlu son.
http://vendomemayfair.com/





bir yorum yazın