Urban Confessions

Son dakika davetlileri, bekleme yapmayın

Posted in müzik by anlamarama on Nisan 30, 2009

picture-16
Birkaç dakika içinde düşen mail sayısı 5.
Birinci mail şahsıma gelmiş. Depeche Mode’a gidiyor muyuz? Davetiye ayarlayabilir misin? İkinci mail toplu cinsten. Chill Out’a davetiye ayarlayan var mı? Üçüncüsü biraz üstü kapalı. Ya Chill Out geliyor. Mutlaka gidelim. Biletler ne kadar, davetiyesi olan? Dördüncü mail neyse ki annemden. Tatlım akşam yemeğe gelecek misin diyor. Ve son mail durumu değiştirmiyor. Chill Out’a Lamb geliyor. Hadi gidiyor muyuz kim davetiye buluyor.
Ne zaman festival zamanı yaklaşsa bu maillerin dibine vuruyoruz. Cevabım kesin. Chill Out’a gidiliyor. İstanbul’un en güzel festivali. Benim tercihim Jazzamor’dan yana. Davetiye bulunmuş değil.Depeche Mode konusunda kararsızlık hakim.

Reklamlar
Tagged with: ,

Baklava üstü sergi gezisi

Posted in art, grafik by anlamarama on Nisan 30, 2009

picture-51
Söküğünü dikemeyen terzi gibiyim. Bu yazıya yedinci denememde başarılı olmak umuduyla sıfırdan başladım. Sanatçının adı Ali Cabbar. Ben kendisine evde gravür baskılar yapıp, beni maçlara götürürken, Avni anahtarlığıyla kapıda belirip bana manda gölü balesi diye seslenirken bile hayran olduğum için eserleri konusunda yalnızca kültür ateşeliği yapmak durumundayım. Belçika’da yaşar, yılın birkaç gününde İstanbul galerilerinde gezerken ya da sergiler açarken görülür. Trafiği, kalabalığı, çalışmayan interneti hiç sevmez. Tanışmak için önce http://www.alicabbar.com/ adresine tıklamanızı, sonrasında da huyuna suyuna gitmenizi öneririm.

Tagged with:

Lekeli manzara

Posted in fotoğraf by anlamarama on Nisan 30, 2009

picture-14
Sabah kalk. Ya da dur. Akşam yat. Rüya gör. Dinlenmek yerine vücudunu daha da yor. Sabah uyan. Saati durdur. Bir daha çalana kadar bekle. Yanında duran kitabı al. Akşam kaldığın yerden devam et. Telefonu cevapla. Bir duş al. Dişlerini fırçala. Dolabı aç. Kararsız kal. Dolabı kapat. Su kaynat. Kaynayan suya bir poşet çay at. Salona geç. Bilgisayarı aç. Müziği aç. Işıkları aç. Televizyonu aç. E-maillerini, facebook’unu, msn’ini aç. Mesajları oku. Mesajları yanıtla. Uzun zamandır bekleyen ve cevap vermediğin o mesajı bir daha oku. Mesajı kapat. Çayını bitir. Ucuz biletleri kontrol et. Vizenin son gününü kontrol et. Londra havasını kontrol et. .uk ile biten siteleri keşvet. Birine tıkla. http://deepsleep.org.uk//contents.php içinde yarım saat geçir. Dolabı aç. Bir dilim ekmek çıkar. Ekmeği kızart. Perdeleri aç. Güne başla.

Tagged with:

Do’dan Si’ye flash patlatma

Posted in fotoğraf by anlamarama on Nisan 29, 2009

picture-36
Az sonra yazacaklarım yüzünden delirdiğimi düşünenler olabilir. Bu riski göze alıyorum.
Eve geldim, masanın başına kurulup mail, facebook, proje üçgenimi tamamladım. iTunes’umu açtım, günlük Moloko dinleme hakkımdan “Statues” şarkısını seçtim. İş bulma listemde 6, 7, 8 numaranın ana fikri olan web sitesi bakma görevime başladım.
http://www.ohlsson.de/DIMITRIDANILOFF.html sayfasındaki resimleri bu şarkı eşliğinde gezdim, an itibariyle fotoğraflar bana bir şeyler söylemeye çalışıyor. Fotoğrafçılar, modeller, fotoğraf siteleri için en uygun müziği bulmak iş bulma listemde dokuzuncu sıraya yerleşiyor. Bana inanmayanların denemelerini, hayal gücü kuvvetli olanların “Familiar Feeling” parçasına geçmelerini öneririm.

Tagged with:

Benden kasap olmaz

Posted in Etiket by anlamarama on Nisan 29, 2009

picture-35
Buzdolabının üzerinde alınacaklar listesi duruyor, aklımın içinde de yapılacaklar. İkisi birbirinden çok da farklı değil, eksiklikleri hayatımın da yarım yamalak geçmesine neden oluyor. Bir de tabii büyüyünce ne olucam listem var ki henüz dokuz numaranın yanında koca bir boşluk var.
Bütün bu ruh hali içerisinde oturmuş bir de yeni projeler listemi doldurmaya çalışırken şu siteyi buldum. http://www.52projects.com/52_projects/2005/09/a_nottodo_list.html ve aslında herşeye tersten başladığımın farkına vardım. Bu durumda aslında hiç yapmayacaklarımın listesi aşağıdaki şekilde gelişiyor.
1. Taksi, otobüs, gemi, minibüs, tren şöförlüğü. Bir ehliyetim yok ve trafik hiç de hoşuma gitmiyor.
2. Cerrahlık. Hastanelere girdiğim anda bir baş dönmesi başgösteriyor
3. Tarih öğretmenliği. Hiçbir öğretmenimle yıldızım barışmadı.
4. Muhasebecilik. Parayı sadece harcamayı biliyorum
5. Boyacılık. Resim derslerinde ve düz çizgi çizmede hep başarısız oldum
6. Çocuk bakıcılığı. Hayvanları bile sadece misafir olarak eve kabul edebiliyorum.
7. Konservatuar sanatçısı. Guitar Hero’da bile yanlışlarla dolu sicilim
8. Aşçılık. Ne zaman yemek yapsam bir yerimi kesiyorum

Tagged with:

Cohen hakkında her şey

Posted in müzik by anlamarama on Nisan 29, 2009

picture-41
Leonard Cohen sonunda geliyor. Durum ilan edildi. Bu da bir gelişme. Son 5 yıldır, geldi, gelecek, gelse, gelmez konuları etrafında dolaşan milyonlarca dedikodudan, Görgün Bey’in “mutlaka getireceğim ben Cohen’i ölmeden” beyanatlarından ve “Cohen gelirse rehberi kim olur acaba” karmaşalarının ardından, 5-6 Ağustos olarak konser tarihleri belirlendi. Facebook grupları kuruldu ve tabii ki eski mevzular yeniden alevlendi. Ben adaylığımı bir kez daha koyuyorum ve çoktan seçmeli sorulara karşın hazırlıklara başlıyorum. Adres http://www.leonardcohen.com/, süre iki saat. Cohen maratonu başladı.

Tagged with:

Doktor Tavsiyesi

Posted in aksesuar by anlamarama on Nisan 29, 2009

tina-roth-eisenberg1
Sürekli aynı yerlerde yemek yememi, yeni bir kokteyl denemiyor olmamı ve de Miss Sixty’le olan obsesif ilişkimi eleştirenler olabilir. Onlara şu cevabı vermek istiyorum: Madem her akşam aynı eve gidiyorum, ve her sabah kalktığımda dişlerimi fırçalıyorum, pekala mekanlar konusunda da aynı alışkanlıkları gösterebilirim.
Bunun nedeni değişikliği çok sevmiyor olmam değil, yaptığım seçimlerle mutlu olmam. Üstelik To Do listeme şunları da eklemek istiyorum:
– her gün en az yedi, en çok on sekiz kez olmak şartıyla facebook sayfamı refresh ediyorum,
– a harfine mutlaka basıyorum,
– gmail account’umun inbox bölümünde dolanıyorum,
– annemi arıyorum,
http://www.swiss-miss.com/ adresini ziyaret ediyorum, yaptıklarına bayılıyorum, oraya buraya mailler atıyorum, herkes bu siteyi görsün diye uğraşıyorum, alışkanlıklarım sayesinde güne zinde başlıyorum.

Tagged with:

Beklenmeyen Şahit

Posted in Etiket, kitap by anlamarama on Nisan 28, 2009

picture-25
Bir türlü içinden çıkamadığım ikilem şu: bazen, gözlerimi uyku tutmadığında, geceye dalabilmek için kitap okurum. Ama ne yazık ki pembe dizim haline dönüşen polisiye kitapların sonuna ulaşabilmek hırsıyla sabaha kadar uykudan kaçtığım da olmuştur. Bu gece de aynı senaryonun girdabına kapılmadan önce Türkçe’ye çevrilen en iyi polisiye kitaplarının bir listesini yazmak istedim. Bulun, alın, okuyun. Yok ben kitap sevmem derseniz de en iyi polisiye diziler listemi bekleyin.
1. Lawrence Block – Gönülçelen Hırsız
2. Sue Grafton – Hesaplaşma’nın H’si
3. Georges Simenon – Flamanlar’ın Evinde
4. Val Mc Dermid – Deniz Kızları Şarkı Söylüyor
5. Jeremiah Healy – Tıpkı Uyku Gibi
6. Lilian Jackson Braun – Kanape Atıştıran Kedi
7. Raymond Chandler – Göldeki Kadın
8. Lawrence Block – Gönülçelen Hırsız
9. Maj Sjövall/Per Wahlöö – Oteldeki Cinayet
10. Sir Arthur Conan Doyle – Sherlock Holmes
11. Daniel Pennac – Küçük Yazı Satıcısı
12. Edgar Allen Poe – Morg Sokağı Cinayeti
13. Agatha Christie – Ölüm Sessiz Geldi

Tagged with:

Vogue’un çaycısı kim olacak?

Posted in fotoğraf, moda by anlamarama on Nisan 28, 2009

picture-23
Öğlen Ersoy ve Didem’le buluştum. Susam’da. Uzun zamandır hafta içlerini ofis etrafında (hafta sonlarını da bir gece öncenin kalıntılarından detox’lanarak) geçiriyor olduğumdan kahvelerde oturmanın zevkini unutmuşum. Üç saat boyunca gündem maddelerimiz, gelecek projeler, yaklaşan bahar, ortak tanıdıkları, küresel iklim değişiklikleri, çarşamba akşamı Kiki’de çalan müzikler, şu bir türlü başaramadığımız meyhane programı ve tabii ki Vogue’un editörünün kim olacağıydı. Ece Sükan değil, Ebru Şallı asla. Ersoy bana fotoğraf camiası hakkında kesinlikle kendime saklayacağım dedikodular anlattı ben de corporate hayattan kurtuluşumu sağlayacak projemin ana hatlarını. Ayrıldıktan sonra Ezgi’ye Ersoy’un sitesinin adresini verdim. Sizin de twitter’a eklemeniz için yazıyorum http://www.ersoyalap.com/

Tagged with:

Kozmopolitan eşliğinde 19:00 seansı

Posted in sinema by anlamarama on Nisan 28, 2009

hesjustnotthatintoyoupic18
Sinemaya gitmeyeli çok zaman oldu. Artık her şeyi battaniyenin altından izlemeye alışmış olduğumdan bu sefer de bir istisna yapmadım. Filmi bilgisayarıma taktım, region code’umu dörde indirdim, sonra da play’e bastım.
“He’s Just Not That Into You”, itiraf ediyorum benim içimi cız ettirmedi. Muhtemelen ne adamları ne de kadınları kendi hayatımla özdeşleştirememiş olduğumdan. Hiç evlenmedim, 7 yıllık bir ilişki sürmedim, evli bir adamla beraber olmadım, mutsuz olduğum birinin yanında kalmadım, sevgilimi aldatmadım. Tamam kabul ediyorum aslında benimle olmak istemeyen adamların işaretlerini yorumlamışlığım ve birilerine tavsiye vermişliğim oldu ama bunlar da hayatımda kalıcı çizikler bırakmamış. Film bittiğinde kutusuna kaldırıp, bir daha izlenmeyecekler kolonuna ekledim. Sıradaki film “Bride Wars”

Tagged with: